bana bir iyilik yap, beni idare etmeyi bırak.
Home    Info    Ask
About: Üzerime şofben düştü yine de ölmedim. Yolda yürürken oldu
birine aşıktım, onu takip ediyodum
düşüverdi.
O pırıl pırıl sevgili…

Bir yerlerde, herhangi bir şekilde tanışıyoruz. Elektriğimizi de aldık ya da yolda, bir şekilde alacağız. Cinsel etkileşimimiz de tamam olduğuna göre arkamıza yaslanıp kemerlerimizi takabiliriz: Sevgili oluyoruz.

Her ilişki başlangıcı gibi bunda da o bizi insan yapan kurnazlığımızı, olmak istediğimiz insan-mış gibi davranmamızı engelleyemiyoruz. Bilmediğimiz denize gece girmeyelim telkinlerimiz, gözümüz aşktan kararmaya başlar başlamaz sona eriyor. Bir süre birbirini görmeden yapamayan, gelecekle ilgili tüm planlara birbirini dahil eden insanlar yavaş yavaş olmak istediği insanı bırakıp hali hazırda oldukları insan olunca da işlerde engellenemez bir değişim oluveriyor.
Çapkın olan, ilk firesinde; zaten böyle biri olduğunu -ne kadar ise- şu kadar zamandır böyle bir şey olmadığını, bir hata yaptığını söylüyor. İşte burdan sonra karşı tarafın ego, kalp kırıklığı ve aşkla imtihanı başlıyor. Aşk her şeyi affeder mi bilemiyoruz ama teselli ettiği kesin. Varoluşumuza aykırı yaptığımız her yanlışın tesellisi ‘aşıktım ya, n’apayım?’ oluyor. Gururu incinmiş, egosu zedelenmiş ve aşık karşı taraf hayatına nasıl devam eder bilmiyoruz ama neyi seçerse seçsin pişman olacağını biliyoruz. Aptal ve önemsiz biri yerine konma kotası -bir kap oldugundan fazla su almaz- böyle durumlarda belirleyici bir özellik olmayı sürdürüyor.

-Yediğin, içtiğin senin olsun; artık ayrılalım.

Pek tabi yüce Rabbim, herkese karşılıklı ayrılmayı nasip etsin ama zalim kader olmayınca olmuyor.
Efendi gibi iki tarafında aşkının bitip “hadi canım ayrılıyoruz, öptüm” dedikten sonra hayatlarına güzel güzel devam ettiği bir ayrılık düşlüyorum. Evet, bir ayrılık ütopyası. Az önce kurduğum cümleden de sefilliğim, andavallılığım kolayca anlaşılabilir ama mevzubahis bu değil. Neyse. Bu cins ayrılığı hiç yaşamadığım gibi, görmüşlüğüm de yok. Zaman zaman duyduklarımı da şehir efsanesi olarak adlediyorum ve yalnız olmadığımı biliyorum. Alışık olduğumuz ayrılık biçimleri genelde “dün seviyordun bugün ne oldu ve yürümüyor ne demek, başkası mı var?” diyologlarıyla yaşanıyor. Bir taraf hep topal devam ediyor. Kimseyi üstümüze almıyoruz, benimle sevgili ol ölene kadar seni seveyim garantisi vermiyoruz ve istemiyoruz da ama dürüst ayrılıklar şart. Hatta ayrılıkların tek ihtiyacı gerçek. Hiçbir gerçek, ayrılıkta hafifletici sebep maksadıyla söylenmiş yalanlar kadar hasar bırakmaz. Sebebi ne olursa olsun, gerçek hep iyi gelir. Terk edenin söylediklerinin yönlendirmesiyle çift taraflı bir kendini kandırma, gerçeği mumla aratır. Bütün genellemeler gibi şimdi söyleyeceğim de yanlış olabilir ama kadınlar, erkeklerden hep daha cesurdur bu durumda. Erkekler, kurnaz, sinsi, içten pazarlıklılarımız dahil hiçbir kadın kadar dürüst ve cesur olamıyor malesef. Kadının belki de ilk kez gerçeğe ihtiyacı varken, ne düşündüğünü tam bilemediğim erkek kişiler ısrarla bu gerçeklikten kaçıyorlar.

Sonra o beyaz atlı prens olma ihtimali olduğu için hayatımıza giren, ilgili, şefkatli, pırıl pırıl sevgililer hafızalarda ibne gibin, puşt gibin bir şey olarak kalıyorlar.

  1. nediyorsamo answered: Beyaz atlar,unıcornlar,masallara yatırıldı da ondan beyaz kaldı.
  2. suzmeasure posted this
"Spin Madly On" theme by Margarette Bacani. Powered by Tumblr.