bana bir iyilik yap, beni idare etmeyi bırak.
Home    Info    Ask
About: Üzerime şofben düştü yine de ölmedim. Yolda yürürken oldu
birine aşıktım, onu takip ediyodum
düşüverdi.

Her şey için çok geç zamanlardaydık. Uzun, üzgün, mutlu, mutsuz koskoca bir yıl geçmişti. Onu en son bir otobüs terminalinde, beni çok severken bırakmıştım. Sonraki karşılaşmamız “bu aşk burada biter” konuşması olmuştu.

Başkasına aşık olmuş ama söyleyememişti. Çünkü çok büyük laflar etmiştik. En çok birbirimizi sevmiştik, ilk defa böyle aşık olmuştuk falan filan…

Utandı tabi bu büyük laflar yüzünden. Ben olsam ben de utanırdım belki. Uzun süre, bir yanlışlık olduğunu düşünerek öylece ‘durdum’. Bir sabah yanında beni görmek isterdi ya da ne bileyim, bana ait bir şey bulur, özler, hoopp gene bana aşık olur diye duruyordum. 

Sonra her şey gibi bu da geçti.

Çok acayip. Hayatta her şey geçiyor. Bazen iyi geçmiyor, bazen çürütüyor ama geçiyor.

Benim aşkımda, ben böyle üzülerek dururken geçip gitmişti.

Aklıma gelip beni gülümseten şeyler geçmişti. Beni kıran, beni üzen, gözlerimi sımsıkı kapayıp kafamı sallayınca geçeceğini düşündüğüm, beni kahreden her şey geçmişti.

****

Artık durmadığım zamanlardaydım. Sürekli ne olduğunu bilmediğim yerlere yetişmeye çalışıyordum. Dolmuştan aşağı adımımı atar atmaz göz göze geldik. Kafamı çevirmeye yeltenmiştim. Konuşacak bir şeyimiz yoktu diye düşünüyordum.Bana yalan söylemişti…

Sonra birden o eski kızgınlığımın, hayal kırıklığımın, üzüntümün olmadığı aklıma geldi. Eski bir lise arkadaşım olmuştu, sümüklerimi akıta akıta ağladığım çocuk. Burada olduğuna şaşırdığımı söyleyerek başladık konuşmaya. Türlü numaralarla, zevzek zevzek konuşmalarla onu artık ne kadar normalleştirdiğimi anlatmaya çalışıyordum aslında. Birden “hadi gel kahve içelim” dedi. Ne güzeldi ıvır zıvır şeylerden konuşmak, hatırlamıştım. ‘Hadi’ dedim, nereye yetişmeye çalıştığımı unutarak.

Oturduk. Öylece gözlerine, burnuna, dudaklarına bakıyordum. Öpüşmüştük eskiden. Nasıl olduğuna şaşırıyordum. Biz birlikte eğlenen iki arkadaşmışız, başımıza bir sarhoşluk gelmiş ve utancımızdan artık arkadaşlığımız bitmiş gibi hissediyordum. Elleri aynıydı. Hala sigara içerken bir gözünü kısıyordu. Hala gülümserken sola kayıyordu ağzı. Her şeyi, elleriyle anlatıyordu hala. Çok eğleniyordum. Ta ki kırgınlığım gelip kendini hatırlatana kadar. Kendimi engelleyemediğim şekilde yüzüm asılıyordu. Duymak istediğim cevaplar vardı ve soru sormamak için dudaklarımı yemeye başlamıştım. O da beni hatırlamıştı. Biliyordu ki dudaklarımı yiyorsam, kafam bambaşka yerlerdeydi.

“Sor hadi sor” dedi. Lafı çevirmek, ‘aslında beni o kadar da tanımıyorsun’ diye poz yapmak için ‘yok yahu, ne sorusu?’ dedim. 

Sevgilimi sor, dedi. ‘Bilmek istediğim zaman anlatmadın, şimdi bilmek istemiyorum’ dedim. Upuzun ve sonlarına doğru canımın sıkıldığını fark edince, yüzümdeki gülümsemeyi engelleyemeyecek kadar hoşuma giden bir konuşma yaptı. Günah çıkarmaya ihtiyacı varmış. Sevgilisini ne kadar sevdiğini, nasıl aşık olduğunu anlatıyordu ve içime en ufak bir üzüntü çökmemişti. Egosal ve duygusal olarak da aşmış olduğum, eskiden çok aşık olduğum çocuk…

İkimizde bir yandan kendi muhasebemizi yapıyorduk ve bu durumdan memnun olduğumuz, ikimizin de yüzünden belliydi. Kendi zaferimizi kazanmıştık böylece. O içini dökmüştü ve ben hiçbir şey hissetmediğim için rahattım. Sigarasını, ateşini kopararak söndürüyor ve ben, kül tabağındaki bir türlü bitmek bilmeyen kora kilitleniyordum. O lanet, bir türlü sönmek bilmeyen ateşi söndürmeye çalıştığım günleri hatırladım. Ellerimi, ellerinin arasına alıp “bırak yansın” dediği günleri. Birlikte hayal kurduğumuz, birbirimize aşık olduğumuz günleri… Derin derin nefes alıp, kendimi telkin etmeye çalışıyordum. ‘Geçti, bak böyle ne kadar iyisin; o kül tabağındaki ateşi sürekli söndürmek zorunda değilsin.’ 

Gözlerine baktım. O da hatırlamıştı. Gülümsedik. ‘Kalkıyorum ben, bir daha gelirsen haber ver, yollarda karşılaşmayalım’ dedim. Ayrıldık…

Işık hızıyla konuştuklarımızı, hissettiklerimi ve o kül tabağındaki sönmeyen ateşi düşünüyordum. Evet evet, bitmişti. O sigara izmariti; benim romantikliğimden, benim sersem hayalperestliğimdendi… Geçen 1-2 saatin özetini böyle çıkarmıştım.

Bir kaç dakika sonra her şeyi unutmuş, yine nedenini bilmediğim halde gitmek zorunda olduğum bir yere gitmeye çalışıyordum. Vapura bindim. Her şey ne güzeldi. Koskoca bir ışık karşımda. Sonra “özlemişim” diyen bir telefon mesajı. Heyecanlanmam lazımdı, en azından bir gülümsemem belki. Hiçbir şey hissetmedim. Telefonu tekrar çantama atıp ışığa baktım. Hiç gitmiyordu. Sonra gülümsedim… Sonrasını hatırlamıyorum….

Hayat kısa. Kuşlar uçuyor*

*Cemal Süreya

  1. suzmeasure posted this
"Spin Madly On" theme by Margarette Bacani. Powered by Tumblr.